Kaynak: Cumhuriyet · gundem
Yakup Dede’den çok daha fazlası
Orijinal haberi oku →
Özet
1938’in yaz aylarında Büyükada’da, Çamlık mevkiinde denizden süzülen hoş bir meltem usul usul okşar sahili.
Hemen kıyıdaki çay bahçesinde, yorgun gramofondan insanın ruhunu mest eden bir tangonun melodileri yükselir: Seyyan Hanım’ın can verdiği o notalarda “Bir Martı Gibi” tangosu yükselir:
Yükselen bu melodilere kulak kabartır herkes. Gencecik, nişanlı bir çift de işitir. İhsan Bey ve İlhan Hanım… İhsan Bey, “Ama nasıl olur bu!” diye şaşkınlıkla mırıldanır, “Bu tangonun sözleri bana ait!”
Çay bahçesine gidip plağı can kulağıyla bir daha dinlerler. Emin olduktan sonra plağın üzerine bakarlar: “Sahibinin Sesi” plak şirketi yazmaktadır. Hemen İstiklal Caddesi’ndeki şirkete ulaşırlar, mesul müdürü ünlü bestekâr Artaki Candan Efendi’dir. İhsan Bey, Artaki Candan Efendi’yle görüşür ve yazdığı şiirin izinsiz kullanıldığını anlatır. Artaki Candan Efendi, şiiri izinsiz kullanan kişinin eserin bestekârı Mustafa Şükrü Alpar olduğunu ve onunla görüşmeleri gerektiğini söyler. Artaki Bey’in verdiği telefonu ararlar, durumu anlatınca Mustafa Şükrü Alpar yüz yüze görüşmeyi teklif eder. Osmanbey’de Şafak Sokak’taki İhsan Bey’in evinde sözleşirler. Mustafa Şükrü Bey gelir gelmez çıkarıp 110 lira uzatır. “Nedir bu para?” diye sorarlar. Mustafa Şükrü “Hakkınız!” yanıtını verir. “Ben bu şiiri bir hatıra defterinde gördüm, çok beğendim ve bestelemeye karar verdim. Bu eserden kazandığımın yarısı.”
İhsan Bey yeni nişanlanmıştır, ‘Eve nasıl eşya alacağım?’ diye düşünürken bu para gelir, evi baştan aşağı döşerler. Bir rastlantı sonucu İhsan Bey’in yazdığı şiir Türkiye’nin en sevilen tango eserlerinden olur.
Tam metin ve güncel gelişmeler için orijinal habere geçin.
Orijinal haberi oku →Sayfadan çık
