Kaynak: Cumhuriyet · gundem
83. Venedik Film Festivali’nden notlar - Söylemler klişeye dönüşürken...
Orijinal haberi oku →
Özet
Daha ilk günden, Altın Aslan adayı politik içerikli filmler henüz izlenmeden sinemanın içinde bulunduğu siyasal ve kurumsal ortamla ilgili polemik söylemler ön plana çıktı. Mostra’nın siyasetin dışında kalamayacağı vurgulanırken yıllardır tekrarlanan kimi politik doğruların, ne ölçüde gerçek bir sorgulamaya dönüşebildiği sorusu da gündeme geliyordu.
Ana jüri başkanı, Amerikan oyuncu ve yönetmen Maggie Gyllenhaal’ın, kadın yönetmenlerin seçkilerdeki düşük oranıyla ilgili sözleri, bu tartışmanın ilk başlığını oluşturdu.
Değerlendirecekleri 21 filmden yalnızca ikisinin kadınlar tarafından yönetilmiş olmasına dikkat çeken Gyllenhaal, bunun salt bir subjektif seçim meselesi değil, finansmana erişimden başlayarak hangi hikâyelerin “önemli” olduğu ya da “sanat düzeyi yüksek” kabul edildiğine kadar uzanan sistemik bir sorun olduğunu söylüyordu. Sinemanın “kaçınılmaz olarak politik” olduğunu savunurken, bunun nedenini yalnızca filmlerin doğrudan politik konular işlemesinde değil, başka insanların deneyimlerini beyazperdeye taşıyarak seyirciyle empati kurma imkânı yaratmasına bağlıyordu.
Festivalin sanat yönetmeni Alberto Barbera’nın cevabıysa, sinema dünyasının çok tanıdık argümanıydı: Kadın yönetmenlerden yeterince güçlü film çıkmamıştı bu yılın adayları arasından.
Kadın sanatçılara öncelik tanıyarak hatta daha da kötüsü belirli bir kota ayırarak pozitif ayrımcılığa gitmenin anlamsızlığı apaçık ortada olduğuna göre, Barbera’nın bir kez daha altını çizdiği bu olgu, ilk bakışta “sanatsal ölçütlerin cinsiyeti olmaz” biçimindeki tarafsızlık iddiasını korumaktaydı. Ancak tam da burada, sorunun özü beliriyor. Bir yönetmenin film yapabilmesi için gereken finansmanı, yapım desteğini ve sektörün güvenini elde etme koşulları eşit değilse seçim masasının başında yalnızca “iyi film”…
Tam metin ve güncel gelişmeler için orijinal habere geçin.
Orijinal haberi oku →Sayfadan çık
